| 0 Yorum | Adem Karafilik

Card Image

Sorumluluk; bir kimsenin kendi davranışları veya üzerine aldığı işlerin sonucunu üstlenmesi demektir. Kişinin kendi eylemlerini ya da kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, mesuliyet anlamına da gelmektedir.

Sorumluluk kavramı bir bütün olarak ele alınması gerekir. Sorumlu olmak, sözünde durmayı, umursamayı, önemsemeyi, dikkatli olmayı, özeni göstermeyi, ciddîyeti, emin olmayı, güvenmeyi, ilgi duymayı, dert edinmeyi, üzerine almayı, umursamayı, taahhüt etmeyi, duyarlı olmayı gerektiren bir kavramdır. Sorumsuzluk ise, bütün bunların tersi durumları ortaya çıkarır.

Aile içinde, anne babaya yardım, aileye bazı küçük katkılar, evdeki işlere katkı, çocukların irade eğitimi ve kalıcılığı için de çok faydalıdır. Verilen görev içerisinde, çocuğun zamanını boşa geçirmesi engellenecek, böylece çocuk kötü davranışlardan uzak tutulmuş olacaktır. Görev verilen çocukta, temel güven duygusu, güçlüklerle mücadele ederek güçlükleri aşma, iş yapmanın sevinç ve mutluluğunu yaşama, toplumsallaşma, yaparak ve yaşayarak öğrenme gibi hususlar gelişecektir. Çocuklara verilecek bir sorumluluk onun bütün yönlerinin, hem düşünce hem de duygularının gelişmesini destekleyecektir. Dolayısıyla çocuk aldığı görevi yerine getirme bilinci ve alışkanlığını kazanmış olacaktır. Düzenli olarak küçük sorumluluklar verilerek, takibi yapılarak, onun kendine güven ve sorumluk duygusunu yaşaması sağlanmalıdır.

Bundan yaklaşık üç yıl önce bir öğrenci ile yaptığım çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Aile öğrenciyi getirdiğinde, en büyük sorunlarının çocuklarının sorumluluklarını yerine getirmemesiydi. Ve bu sorumsuzluğunun onun yaşantısını olumsuz yönlerde etkileyeceğinden yana sürekli dert yanıyorlardı. Erkek öğrenciyle yaptığım görüşmelerde, aslında çok zeki fakat yalnız başına hiçbir şeyi yapamadığını gördüm. Yalnız başına ders çalışamıyor, markete gidemiyor, arkadaş edinemiyor, yalnız başına yemeğini dahi yiyemiyordu. Anneyle ve öğrenciyle görüşerek bunun nedenlerini araştırdığımda, ortaya çıkan sonuç aslında beni şaşırtmadı desem yalan olmaz.

Annesi; mükemmeliyetçi ve aşırı korumacı bir yapıya sahip. Dolayısıyla çocuğunun en küçük dahi olsa hata yapmasına müsaade etmiyor. Olası hatalarına karşı sürekli tetikte bekliyor. “Aman düşersin, ya kırarsan, ya dökersen, aman üşürsün, yemeğini üzerine dökersin, sokakta mikrop kaparsın, arkadaşların hastalıklı olabilir, sen yatağını tam ve düzgün olarak toplayamazsın…” türünden yaklaşımlarla çocuğuna hiçbir iş yaptırmadığı gibi, küçük dahi olsa her hangi bir sorumluluk vermemiş. Çocuk 17 yaşına gelmiş ama yalnız başına hiçbir iş yapmamış. Babanın çocuğuna müdahale etmesine müsaade etmemiş. Kol kanat gereyim derken, pasif kişilikli bir birey hâline getirmiş. Anne çocuğunun bir şeyler yapmasını, hayata atılmasını istiyor ama farkında olmadan da çocuğunu engellemiş ve engellemeye de devam ediyor.

Teşhis için uzun uzun testler yapmaya gerek kalmamıştı. Asıl sorun çocukta değil, annede ve tavırlarında idi. Anneye bu durumdan bahsettiğimde başlangıçta kesinlikle kabul etmedi ve beni suçlamaya başladı. Durumu uzun uzun ve örnekleri ile açıkladıktan sonra, önce pek kabul etmese de, sonunda hatalı yaklaşımlarının olduğunu kabul etti. Daha sonra öğrenci ile rahatça çalışmaya başladık. Çocuğun özgüvenini kazanması yönünde çalışmalar yaptık. Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Hayatın içinde kendi ayakları üzerine basması gerektiğini, sorumlulukları olduğunu ve bu sorumlulukları niçin yerine getirmesi gerektiğini konuştum. Sorumlulukların ne olduğunu yazarak, kendisinin neler yapması gerektiğini kendisinin tespit etmesini sağlayarak, uygulanabilecek, mantıklı stratejiler geliştirdik.

Küçük siparişler verip bakkala göndererek, onları almasını istediğimizde gidemeyeceğini belirttiğinde önce beraber gidildi ve siparişleri nasıl alacağı gösterildi. Sonra yalnız yapabileceği yönünde cesaretlendirdik. Kendi başına alışveriş yapar hâle geldi.

Evin elektrik faturası otomatik ödemeden çıkartılıp, her ay çocuğa görev verildi ve elektrik faturası takibini yapması sağlandı.

Öğrencimize, dershaneye giderken doğalgaz almasını söyledik. Başta yapmam veya yapamam derken, kimsenin uyarısı, hatırlatmasına gerek kalmadan doğalgaz sayacını kontrol ettiğini ve gaz azaldığında gidip gerekli miktarda yükleme yaptığını fark eden aile bunu büyük bir mutlulukla benimle paylaşmıştı. 

Anne ya da baba, çocuğun dershane ücretini hep kendileri ödemişler. Bu defa öğrencinin ödemesini istediğimizde, ben yapamam, ödemeyi kime yapacağımı bilmiyorum, utanırım, ya parayı kaybedersem türünden mazeretlerle itiraz etti. Görüşme esnasında bu konular hakkında ayrıntılı konuşup değerlendirdikten sonra aslında korkulacak, çekinecek bir şey olmadığını, aslında bu sorumluluğu annesine babasına havale etmek kolayına geldiğini itiraf etmişti ve hayat başarısı için rahatını bozması gerektiğini kabul ederek kendi dershane ücretini ödemeye gitti.

Hiç unutmam; bir gün yolu üzerindeki bankaya uğrayarak, bir miktar havale yapmasını istediğimizde itiraz üzerine itiraz ile karşılaştık. En sonunda “Yaa hocam teknoloji gelişti, neden illa bankaya gideyim, online yapsam olmaz mı?” diye karşı çıktı. Sevdiğim öğrencilere takıldığımdan “çekirge, ister online yap ister bankaya git yeter ki havale yap. Bizi niye bu kadar uğraştırıyorsun” diye takılmıştım. Gençlik böyle işte artık her şeyi çevrimiçi hallediyorlar. Ama elbette interneti bitebilir, elektronik cihazı arızalanabilir düşüncesiyle bankamatikten de işlem yapmayı bilmeleri faydalarına olacaktır.

Ve bizi en zorlayan “kendi başına ders çalışması” yönündeki taleplere gelmişti sıra. Zaten severek ders çalışmadığından kesinlikle tek başına ders çalışmak istemeyen, “Ben çalışırken annem babam da çalışsın” diye itiraz eden, sürekli kendince bahaneler bulan öğrenciye “Annen yemek yaparken senin de yemek yapmanı, baban para kazanırken senin de gidip çalışmanı istiyor mu?” diye sordum. Cevap açık ve net bir şekilde gelmişti “Hayır tabi ki de!”. Hemen “Peki neden?” diye sordum. Biraz düşündü ve “Eee onların görevi buuu…” diye cevap verdi. “Peki herkes görevini yaparken senden de o görevleri yerine getirmeni istemezken sen neden onlardan senin görevini yerine getirmesini istiyorsun? Ödev yapmak, ders çalışmak öğrencinin görevi” diye söylediğimde sessiz kaldı ve “Hocam yaa hiç bu açıdan düşünmemiştim. Ben aslında onlarla bu sayede vakit geçirdiğim için yanımda olmalarını istiyorum.” Demişti gözleri hafif dolarak. Çocuklar da haklı, anne babalar tüm gün çalışıyor, çocuklar da okulda. Birlikte çok fazla zaman geçiremiyorlar. Bunun üzerine aileyle birlikte görüşerek genel bir aile programı yapmıştık ve her akşam hep birlikte verimli zaman geçirebilecekleri bir zaman belirledikten sonra öğrencim de tek başına ders çalışma sözü vermişti. Kısa bir zaman sonra hem aile içi iletişimin daha da güçlendiğini, hem öğrencimin artık tek başına ders çalıştığını gözlemledik.

Öğrenciyle yaptığımız çalışmalarda önce zorlandıysak da aldığımız sonuç gerçekten mükemmel oldu. Öğrencim liseyi bitirerek, şehir dışında (anne başlangıçta çocuğunun ayrı bir şehirde okumasına razı olmasa da) bir üniversiteyi tercih etti ve oldukça başarılı bir öğrenci olarak eğitimine devam ediyor.

Çocuklara sorumluluklar verememek, onların yapmaları gereken işleri ve sorumlulukları üstlenmek, onları ilerleyen yaşamlarında oldukça zor durumlara itebilir. Unutmamalıyız ki bir ömür yanlarında olamayacağız. Erkek çocuklarımız askere gidecek, kız çocuklarımız belki üniversite için başka şehirlere gitme durumunda kalacak. Ve elbet bir gün yuvadan da uçacaklar… Hayatta öyle örnekler görüyoruz ki; evlenmiş gençlerden iki taraf da yemek yapmasını bilmiyor, kendi çamaşırını veya bulaşıkları makineye atmayı ve kullanmayı dahi bilmiyorlar. Bir evde yapılması gereken temel sorumlulukları, evin alış verişini, faturalarını ödemeyi, evin geçimini sağlamayı bilmiyorlar.

Bazı anne ve babalar onlara iyilik yapıyoruz zannederken aslında ne kadar zor bir duruma ittiğinin farkında bile değiller. Gençler hayata atıldıklarında sudan çıkmış balık gibi bocalıyorlar. Oysa anne babalık görevimiz onları hayata hazırlamaktır. Eskiden aileler çocuklarını meslek edinsinler, bir altın bilezikleri olsun diye esnafın yanında çalıştırırmış yazları. Hiç olmazsa çalışmanın ve para kazanmanın zorluklarını görerek israftan, belki geçimi zor sağlayan ailelerine isyan etmekten uzaklaştıracak ve ailelerini daha iyi anlamalarını sağlayan güzel bir yaklaşımdır. İlerleyen yaşamlarında zor durumda kaldıklarında geçimlerini sağlamanın yollarını da öğrenmektedirler böylece. Derslerine de katkısı olacaktır. Sayısalı zayıf olan çocuklar hesap kitap yaparak farkında olmadan hayatın içinde hesap yapmayı öğrenecek, sözeli zayıf olanlar müşteriye hitap ederken güzel sözler söylemeyi, hitaplarını geliştirecektir bu sayede… ve elbette daha nice bilgiyi bir de hayat okulunda kazanacaktır.